Şah İsmail Sultan Selim’e Pislik Gönderdi mi?

Şah İsmail Sultan Selim’e Pislik Gönderdi mi?

Yanlış

Şah İsmail Sultan Selim’e Pislik Gönderdi mi?

 Başlıktan dolayı sevgili okurlarımızdan özür diliyorum ancak daha nazik nasıl ifade edilir bilemedim. Sosyal medya etkisi ile pireden hızlı yayılan safsatalar içerisinde belki de en çirkin olanı budur. Yaşamış Ulu hakanlarımızı saygıyla anıyor ve daha fazla uzatmadan konuya giriş yapıyorum.

İlgili başlığı “Yıldırım Bayezid ve Timurlenk” anektodu olarak da görmüş olabilirsiniz. Sosyal medya’da bazı “Osmanlı Torunları” hamaseti çamur atmak sandığı için Mezhep ayrımcılığını, Pseudohistory (Safsata Tarih) ile harmanlayıp ortalığa zehir saçmaktadırlar. Aslı astarı olmayan bu konuyu bilmeyenler için biraz daha açayım.

Tarihte mektuplaşmaları ile ünlü iki hasım Sultan’ın ültimatomları sonunda şu diyalog geçer.

(SAFSATA)

Okurken gülenler ve başkası için utananlar; Doğru yerdesiniz…

Bu iki Cihan Sultanı, Türk Hakanının asıl olan mektuplarını aktarıyorum.

  Yavuz Sultan Selim’den Şah İsmail’e, 1.Mektup

“Ben ki, Osmanlıların hükümdarı, gazilerin serdarı, kahramanların efendisi, bütün iman düşmanlarını yıkan, yüzyılımızın firavunlarına, zalimlerine dehşet saçan, kibirli ve zalim kralların önünde baş eğdiği Sultan Murat Han oğlu, Fatih Sultan Mehmet oğlu, Sultan Bayezid oğlu, Sultan Selim Han’ım.

…Sana gelince emir İsmail, sen ki kötü yoldasın. İslam inançlarının saffetini bozmuş bulunuyorsun. İslam’a saygısızlıkta ileri gitmektesin. Sen Müslümanlara karşı tiranlık ve baskı kapılarını aştın. Müslümanların memleketlerine saldırdın; şefkat ve utanmayı bir tarafa bırakarak zulümden sakınmadın, günahsız Müslümanları incittin. İkiyüzlülük perdesi altında her tarafa karışıklık ve fesat tohumları ektin…

…Bu durum karşısında ben, Allah’ın emirlerini yerine getirmek, zulüm görenlere yardım etmek için merasimlerde kullandığım ipekli padişahlık elbiselerimi çıkardım. Zırhımı giyip, kılıcımı kuşandım. Atıma binerek Safer ayının başında Anadolu yakasına geçtim, sana doğru gelmekteyim. Alınan asil karara göre, seninle savaşa girmiş bulunuyoruz…

…Şu halde biz; hemen ülkene dönmeni, gayrimeşru olarak üzerlerinde iddialarda bulunup bize bağlı ülkelerden zorla kopardığın, evvelce atalarımızın ayaklarını bastığı Osmanlı topraklarını bırakmanı sana öğütleriz…

…Eğer hala kudretli olduğun görüşünde ve delice yiğitlik iddialarında ısrar edersen, zulümlerinle simsiyah yaptığın yerleri nura kavuşturmak ve senin elinden almak üzere, az bir zaman sonra ovalarının çadırlarımızla kaplandığını ve askerlerimizin topraklarını istila ettiğini göreceksin. İşte o zaman bir kahramanlık mucizesi olacak ve Allah’ın ordularımız hakkındaki iradesi gerçekleşecektir. Bundan sonrası selamet yolunda ilerleyenlere selam olsun.” 

Yavuz Sultan Selim’den Şah İsmail’e, 2.Mektup

“İsmail Bahadır!

Önceki mektubumda er isen meydana gel, Allah’ın takdiri ne ise ortaya çıksın demiştim. Bundaki amacım; yapacağım işlerden seni birkaç ay evvelinden haberdar etmekti ki, hazırlıklarını tamamlayıp karşıma çıkasın. Gafil avlandım, hazırlanamadım demeyesin. Uzun zamandan beri benim hazırlıklarıma ve gürültülü hareketime, hatta Erzincan dağ ve tepelerine gelmeme rağmen, sende hala hiçbir hareket yok. Öyle gizleniyorsun ki, varlığınla yokluğun fark edilemiyor. Halbuki kılıç davası güdenlerin siper gibi belalara göğüs germesi, yiğitlik sevdasında olanların, ok ve mızrak yarasından korkmaması gerekir. Devlet gelinini, ancak sararmadan kılıç dudaklarını öpebilenle kucaklayabilir. Karanlıkta rahat arayanlara erlik adını vermek hatadır. Ölümden korkanların kılıç kuşanması ve ata binmesi münasip değildir. Eğer gizlenmekten maksadın askerimin çokluğundan ise, senin bu korkunu gidermek için 40 bin askerimi Kayseri-Sivas arasında bıraktım. Herhalde düşmana bundan daha büyük bir iyilik yapılamaz. Eğer özünde yiğitlikten bir iz varsa gelip karşıma çıkarsın. Mukadder olan ne ise Allah’ın izniyle o olur.”

Yavuz Sultan Selim’den Şah İsmail’e, 3.Mektup

“Kendini gizlemekte devam edecek olursan, erkeklik sana haramdır. Öğütlerimi dinle: Zırh yerine çarşaf, miğfer yerine yaşmak kullanarak, serdarlık ve şahlık davasından vazgeç.”

Şah İsmail’in Yanıtı

“Sultan Selim’e.

          Mektupların ulaştı… Münasebetsiz sözlere hiç gerek yok. Bunların hepsi katiplerin uydurmaları olmalıdır, katiplerinin afyon ile kurumuş zihinlerinden çıkan sözlerdir. Bu itibarla onlara kullanmaları için mührümle mühürlenmiş altın bir hokkayı Şahkulu Ağa ile gönderiyorum. Bizim özrümüz bulunduğumuz mesafenin uzaklığıdır. İsfahan boylarında avlanmaktaydım. Hadiseyi duyduk ve ancak şimdi Tebriz uçlarına vardık. Bu cevabı dostça hemen yazdık. Size karşı da hazırlığa başladık. Kimseden korkumuz yoktur. Senin bu isteğini çokları tecrübe ettiler. Ali evlatları ile savaşanlar kendileri yok olup giderler. İş savaşla sonuçlanacaksa onu ertelemek doğru olmaz. Fakat sonunu da düşünmek gerek vesselam.”

Evet, okuduğunuz üzere iki yiğit Sultanın hamasi mektupları arasında başlıktaki safsata’ya dair bir iz dahi yok. Osmanlı-Safevi ilişkilerini daha detaylı incelemek isteyenler için öneri kitaplar;

  • Kızılbaşlar Osmanlılar Safeviler, Tufan Gündüz

 

Osmanlı-Safevi Çaldıran Savaşını anlatan minyatür.

Elbette Şahların Çaldıran Savaşı ile biten ilişkileri Hamaset içerecektir, ama tarihi bozarak, nifak tohumu ekenlerin niyeti de iyi olamaz. Bunlar yaşadığımız toprakların mazisidir.

“Büyük devletler kuran ecdadımız büyük ve şümullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur.”

Mustafa Kemal ATATÜRK

 

Türk gençliğinin kendi tarihine düşman olanlar tarafından zehirlenmesine engel olmak için

Daha çok okuyacak, Daha çok araştıracak ve Daha çok yazacağız.

 

Erdoğan Tunalı

Bonus

 

Kaynaklar:

1 Yorum

  • Şah ismail büyük ve değerli insandır, böyle çocukça şeylerin değil onun yapması komşusunun bile aklından geçmeyecek bir tutumdur. Bu denilen gibi nifak sokma güdümünde olan üç beş soytarılık işidir.

Yorum Yap